Blog

ÇOCUKLAR KIRIK KALPLERİNDE HERŞEYİ SAKLAR


Çocuklar kırık kalplerinde herşeyi saklar… Ve çocuklar anlamaz dediğimiz herşeyğanlar yorumlar ve tüm yargılar hayata karşı burda başlar… Aslında U merhaba yazımı sabahtan LGS sınavına girecek gençlerin aileleri için yazmayı planlanmıştım fakat şuan zamanıymış… Evet sevgili ebeveynler heyecanlı bir bunca yıl çocuğuğunuz için çabaladınız uğraştınız ve onlar için en iyisini siz planladınız, düşündünüz, hatta gideceği okullara siz karar verdiniz… Şuan gideceği üniversite bölümü bile siz belirlediniz… Peki hiç düşündünüz mü çocuklarınız bu hayatın neresinde, sizce içinde mi kendi hayatı mı? Bu sizin yönlendirdiğiniz hayali geleceğin içinde o var mı, o kişi çocuğunuz kendi realitesini yaşıyor olacak mı? Bir dakikalığına gözlerinizi kapatın Ve istemediğiniz içinde zincirlere vurulmuş gibi hissttiğiniz bir 40 sene var Önünüzde ve her seferinde, hergün daha faxla nefessiz kalıyorsunuz, ne hissedersiniz, sizce mutlumusunuz, eğer değilseniz 40 yıl buna katlanmak neye benzer sizde, ne yaratır hayatınızda? Nasıl katılaşıyor bedeniniz değil mi? O zaman kendimizde istemediğimiz bir durumu başkalarına empoze etmek ne kadar sağlıklı? Özgürce verilmiş kararlar, olasılıklar yeni yaşamlar yaratır, neşeyi ve parayı getirir her olasılık. Hiç sordunuz mu çocuğunuza 5 yıl sonra, 10 yıl sonra kendini nerede ne yaparken mutlu görüyorsun, kendin bir yaşam yaratma fırsatın olsa, hangi kaynakları kullanırsın diye? Ama sakince ve gerçekten merak ettiğinizi hissettiren bir tavırla. Görün bakın ne cevherler ne duyulmamış düşünülmemiş şahane fikirler çıkacak o hazineden? Hala geç kalmış sayılmazsınız… Çocuğunuzun içinde kırık parçalar, mutsuzluklar bırakan, keşkeler bırakan bir ebeveyn mi, mutluluğuna yaratacağı geleceğin zirveye çıkmasına yardım eden bir kale mi olmak istersiniz arkasında? Mutluluk çocuklukta aileden alınan bir seçimdir bu seçimin mimarı AİLEDİR.
#soru #sınav #seçim #mutluluk #aile #özgürlük #özgüven #karar #gelecek #Yaratım #sonsuzolasılık #lifecoach #ataköy
Www.sonsuzolasilik.com
Farkındalık ve Enerji Koçu

SCHUMANN REZONANSI NEDİR?

Schumann Rezonansı nedir?

İster inanın, ister inanmayın, Dünya dev bir elektrik devresi gibi davranmaktadır. Aslında atmosfer zayıf bir iletkendir ve eğer hiçbir şarj kaynağı olmasaydı var olan elektrik yükü yaklaşık 10 dakika içinde dağılırdı.Dünya’nın yüzeyi ve iyonosferin iç kısmı arasında 55km’lik bir boşluk bulunmaktadır

Schumann Rezonansları bu boşlukta varolan ve aralarında az da olsa benzerlik gösteren elektromanyetik dalgalardır. Yaydaki dalgaların da olduğu gibi, her zaman mevcut değildirler, fakat incelenebilirliğin olması için reaktif olmak zorundadırlar. Dünyanın içsel faktörleri, kabuk ya da çekirdek tarafından oluşturulmamaktadır. Atmosferdeki elektriksel faaliyetlere ait gibi görünmekteler, özellikle şiddetli şimşek faliyetlerinin oluştuğu zamanlarda. 6 ila 50 devir / saniye arasındaki frekans değerlerinde meydana gelmektedir;

ilk defa 1952 ve 1957 yılları arasında Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ortaya atılmış ve 1957 yılında Schumann ve König tarafından kanıtlanmıştır. Bu fenomenin ilk spiritüel tasviri 1960 yılında Balser ve Wagner tarafından hazırlanmıştır. Son 20 yıl içindeki incelemeler, denizaltılarıyla Ekstrem Düşük Frekanslı haberleşme araştırmalarını yürüten Deniz Kuvvetleri Bölümü tarafından yönetilmektedir.

Jeofiziksel Durum : Dünya’nın Yükselen Temel Frekansı

Dünya’nın zemin temel frekansı, ya da “kalp atışı”(Schumann Rezonansı, SR, olarak adlandırılır) hızla artmaktadır. Coğrafi bölgelere göre değişkenlik göstermesine rağmen, onlarca yıldır toplam ölçüm 7.8 devir / saniye’yi göstermekteydi. Bu değerin sabit olduğu düşünülüyordu ve global askeri haberleşme sistemi bu frekans üzerine geliştirilmişti. Son rapolar oranın 11 devire ulaştığını ve yükselmeye devam ettiğini söylüyor. Bilim bu oranın neden yükseldiğini ya da yükselişe neden olanın ne olduğunu bilemiyor. Gregg Braden verileri bu konu üzerinde çalışan Norveçli ve Rus araştırmacılardan aldı; Amerika’da çok geniş çapta raporlama yapılmıyor. (SR üzerine tek referans hava ile ilgili ve sadece Seattle Kütüphanesinde referans bölümünde bulunmaktadır. Bilim SR’yi sıcaklık değişkenlerinin ve dünya çapında hava durumlarının hassas göstergesi olarak kabul etmektedir. Braden değişen SR’nin son zamanlardaki şiddetli fırtınaların, sellerin ve havanın bir faktörü olduğuna inanıyor.)

Jeofiziksel Durum : Dünya’nın Azalan Manyetik Alanı

Bir yandan dünyanın “pulse” oranı yükselirken diğer yandan manyetik alan kuvveti azalmaktadır. New Mexico Üniversitesi Profesörü Bannerjee’ye göre, son 4000 yıl içinde manyetik alan yoğunluğunun yarısı kaybetti. Manyetik alan kuvveti, manyetik kutupların tersine dönmesinin bir habercisi olduğu için, Prof. Bannerjee, başka bir değişimin gelmekte olduğuna inanıyor. Braden, devirsel “Yer değiştirmeler” ters dönmeyle birleşik olduğu için manyetik dönüşümün belirtisi olan dünyanın jeolojik kayıtları ayrıca tarihte daha önceki “Yer değiştirmeler”i de işaret etmektedir. Zaman ölçüsünün büyüklüğü düşünüldüğünde, bunlardan sadece birkaç tane mevcuttur.

MUHTEMEL SONUÇLAR

Sıfır noktasına yaklaştığımızda zaman hızlanmış olarak tezahür edecek. Buna göre 24 saatlik zaman dilimi, 16 ya da daha az saatte yaşanmış olacak. Binlerce yıldır SR’nın 7.8 devirde olduğunu, fakat 1980 yılından beri artmakta olduğunu hatırlayın. Bugün bu değer yaklaşık 12 devirdir. Ve 13 devire ulaştığında duracak.

Sıfır noktası ya da Çağların Değişimi, kadim insanlar tarafından binlerce yıl önce bildirilmişti. Bir çok değişimler meydana gelmiştir; her 26000 yıllık Ekinoks geçişi sürecinin yarısı olan 13000 yılda bir.

Sıfır Noktası ya da manyetik kutupların ters dönüşü muhtemelen yakında, birkaç yıl içinde, belki de her 20 yılda bir 12 Ağustos tarihinde gerçekleşen Dünyanın dört devir bioritmi ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek.

Sıfır Noktasından sonra Güneşin batıdan doğup, doğudan batacağıda söylenmektedir. Bunun daha önce gerçekleştiğine dair çok eski kayıtlar bulunmaktadır.

İlginçtir ki Yeni Dünya Düzeninin 2003 yılında hayata geçeceği planlanmıştır. Bu, bir çok etkene ve gündeme bağlı olarak olabilir de olmayabilir de. Fakat merkezde kalın ve sezgilerinizi takip edin.

Sıfır Noktası değişimi muhtemelen bizi 4. boyuta sokacak. Burada, düşündüğümüz ve istediğimiz her şey hemen tezahür edecek. Bu Sevgi’yi ve Korku’yu içermektedir. NİYETİMİZ en yüksek öneme sahip olacak.

Bildiğimiz bir çok teknoloji işlemez hale gelecek. İstisnalar Sıfır Noktası ya da serbest enerjiye dayalı olan teknolojiler olabilir.

Sıfır Noktasına yaklaştıkça fiziksel bedenlerimiz değişmektedir. DNA’larımız 12 sarmallı yapıya yükseltilmekte. Yeni bir ışık beden yaratılmakta. Daha sezgisel bir hale bürünüyoruz.

Bütün bu bilgiler korkutucu nitelikte değildir. Yeni Işık Çağını getirecek olan bu değişimlere hazırlanın. Paranın ve zamanın ötesine geçiş yapıyoruz;  korkuya dayalı kavramların tamamen ortadan kalkacağı bir dönem..

SCHUMANN REZONANSI UYUMLAMASI

Schumann Resonance; dünyanın kalp atışı = yeryüzünün doğal titreşimidir.

Dünyamızın manyetik alan titreşimi, zaman içinde gittikçe yükselmektedir. Eski ölçümlere göre, 7.8 hertz olan titreşim zamanımızda 12 hertz’e yükselmiştir. Bizler, kendi titreşim seviyemizi dünyanın titreşim seviyesiyle rezonans haline sokmamız durumunda hem biyolojik hem sprituel anlamda güclenmis oluruz.Schumann Resonance almak, bir şifa sistemine uyumlanmak değildir. Zaten titreşimimizi yükseltince, otomatik olarak şifa da gerçekleşir.Schumann Resonance’a uyumlandığınızda, yakından veya uzaktan uygulama ve uyumlama yapabilirsiniz.

Scumann Rezonansı uyumlamanızı istediğiniz sıklıkta ve titreşiminizi arttırmaya ihtiyaç duyduğunuz anlarda aktive edebilirsiniz.Schumann Resonance uyumlaması almak, tam da bu zamanda ve önümüzdeki zamanlarda faydalı olacaktır.

Schumann Rezonansı

Yeryüzünü çepeçevre saran gaz tabakasının bütününe Atmosfer denmektedir. Sınırları tam belirgin olmamakla birlikte Atmosfer ; (Yeryüzünden yukarıya doğru) Traposfer, Stratosfer, Mezosfer ve İyonosfer şeklinde 4 katmandan ibarettir.

Kozmos’dan ve Güneş’imizden gelen, enerji yüklü atom altı parçacıklar Atmosferin en üst katmanında bulunan Oksijen, Azot ve Hidrojen atomlarının elektronlarını kopartmakta, onları İyonize ederek (+)Pozitif Elektrik yüklü İYONOSFER tabakasını meydana getirmektedir. Yeryüzünden 500-600 km. yüksekte oluşan İyonosfer tabakasının sıcaklığı 1700 oC dereceye kadar çıkmaktadır. Atmosfere giren Göktaşlarını yakan, Onları yok ederek Dünyayı koruyan bu tabakadır. İyonosfer tabakası aynı zamanda Dünya Isısını belli seviyelerde tutarak canlılara yaşam imkanı sağlamakta, radyo dalgaları için yansıtıcı-ayna görevi de yaparak radyo ve telefon haberleşmesini mümkün kılmaktadır.

Kozmos’ dan ve Güneş’ imizden gelen enerji yüklü atom altı parçacıkların enerjisiyle devamlı yüklenen İyonosfer tabakası, bu enerjileri, yeryüzü ile İyonosfer tabakası arasında kalan boşluğa, şimşek ve yıldırımlar şeklinde durmaksızın boşaltmaktadır. Öyle ki her saniye 1000′ nin üzerinde şimşek ve yıldırım şeklindeki elektrik enerjisi, yeryüzüne akmaktadır. Yeryüzü ve üzerindeki tüm canlılar da aşırı elektron akışı nedeniyle genelde (-)negatif elektrik yüklü bulunmaktadır. Şimşek ve yıldırımlar olarak yeryüzüne akan elektrik enerjisi, yeryüzü ile İyonosfer arasındaki boşlukta çeşitli elektro manyetik rezonans sahaları yani değişik frekanslarda titreşen elektromanyetik alanlar meydana getirmektedir. İşte bu elektromanyetik alanların titreşimine SCHUMANN Rezonansı denmektedir. (Bir gücün etkilemesi sonucunda ortaya çıkan titreşime Rezonans denir.) Zira bu rezonansların mahiyeti ilk defa 1952 yılında Alman Fizikçi W. O. Schumann tarafından açıklanmıştır.

Schumann Rezonansı, yeryüzü ile İyonosfer tabakası arasındaki boşluğun doğal titreşimidir. Tespitlere göre Schumann Rezonans sahasının frekansı 7.8,14, 20, 26, 33, 39 ve 45 Hertz aralıklarında değişmektedir. (Hertz = 1 Saniyedeki devir sayısıdır.) Diğer bir ifadeyle, yeryüzü ile İyonosfer tabakası arasındaki boşluk 7.8, 14, 20, 26 , 33 , 39 ve 45 Hertz aralıklarında titreşen Yedi elektro manyetik alan halindedir. Ancak en büyük manyetik alanın frekansı 7.8 Hertz’ dir. İyonosfer tabakasından yeryüzüne akan enerji ile meydana gelen elektromanyetik alanlar, tüm tabiat olaylarını ve tüm canlıları etkilemekte ve tetiklemektedir.

Zira hepimiz biyokimyasal süreçlerle elektrik üreten, ürettiğimiz elektron akımlarıyla düşünen, hisseden, kaslarımızı ve bedenimizi hareket ettiren, çalışan, konuşan ve faaliyet gösteren varlıklarız. Yani tüm madde alemi nasıl atomlarının titreşimi nisbetinde ürettiği enerji kadar etraflarında elektromanyetik alanlar teşekkül ettiriyorsa, tüm canlılar da hücresel vibrasyonları nisbetinde ürettikleri enerji kadar çevrelerinde elektromanyetik alanlar teşekkül ettirmektedir. Sahip olduğumuz elektromanyetik alanlar da, çevresel elektromanyetik alanların değişiminden ve frekansından etkilenmektedir. Tüm dünyayı çepeçevre sararak, tüm doğayı ve canlıları etkiliyen Schumann Rezonansı bu nedenle çok önemli olup dünyanın önde gelen fizik araştırma merkezleri tarafından devamlı ölçülerek kontrol edilmektedir.

Schumann Rezonansı kayıtlarını tutan merkezlerin verilerine göre, 1980 yılından sonra yapılan Schumann Rezonası ölçümlerinde, ortalama 7.8 Hertz olan en büyük manyetik alanın frekansının yükseldiği ve 11 Hertz’ in üzerine çıktığı, Ayrıca saniyede 1000′ nin üstünde olan yıldırım ve şimşek çakmalarının da, saniyede 2000′ ne çıktığı tespit edilmiştir. Yani tüm dünyayı çepeçevre saran en büyük elektro manyetik alanın, çok uzun süreden beri sabit olan frekansı 7.8 Hertz’ den 12 Hertz’ e çıkmış, Aynı zamanda İyonosfer tabakasından yeryüzüne akan elektrik enerjisi de toplam olarak eskisinin 2 katına çıkmış bulunmaktadır.

Meditasyon, dilek, niyet, imgeleme ve benzeri çalışmaları yapmadan önce enerji çalışması ile evrenle bağlantı kurabilirsiniz.

Uyumlaması tarafımdan yapılmaktadır.
Farkındalık Ve Enerji Koçu
05300667752

JAPON ÇOCUKLARIN ÖFKE OLMA VE NÖBETİ

Japon Çocukların Uysal Olma ve Öfke Nöbeti

Geçirmeme Nedenleri
Japon halkının karakteri dünyada birçok kesimlerce beğenilmektedir. Onların, aşırı büyük trajedileri muazzam bir stoacılıkla karşıladıklarını görürüz. Hiçbir durumda kontrolü ve kolektif bilinci kaybetmezler. Ayrıca, başkalarına gösterdikleri büyük saygı ve iş ahlakı ile bilinirler.
Sadece Japon yetişkinler değil, çocuklar da Batı dünyasında gördüğümüz şeylerden çok farklıdır. Çok genç yaştan itibaren, yumuşak huylu ve nazik olmak ile meşhurlardır. Japon çocuklar öfke nöbetlerine girmez ve kontrolü kaybetmezler.
Japonlar, kendini kontrol etme, saygı ve dizginleme değerlerinin hâkim olduğu bir toplum oluşturmayı nasıl başardı? Çok katı oldukları için mi disiplinli bir topluma kavuştular? Ya da belki, çocuk yetiştirme stratejileri etkili kalıpları mı içeriyor? Bu konuyu daha ayrıntılı olarak inceleyelim.

Japonlar aileye çok önem verir
Japonları özel kılan şey, çeşitli nesiller arasındaki ailesel ilişkilerdir. Yaşlı ile genç arasındaki bağ, dünyanın herhangi bir yerinden daha empatik ve sevecendir. Onlara göre, yaşlılar bilgelikle doludur ve ehemmiyeti hak ederler.
Çocuk yetiştirmek hassaslığa dayalıdır
Japon ailelerin çoğunluğu çocuk yetiştirmenin sevgi dolu olması gerektiğini anlar. Bağırmak hiç hoş görülmez ve güçlü bir suçlama unsuru olarak görülür. Ebeveynlerin çocuklarından bekledikleri, başkalarının duyarlılıklarına saygı duyarak dünyayla nasıl ilişki kuracaklarını öğrenmeleridir.
Genel olarak, bir çocuk yanlış bir şey yaptığında, anne-baba onu bir bakışla ya da hoşnutsuz bir jestle disipline eder. Onların, eylemlerinin kabul edilemez olduğunu görmelerini sağlayan şey budur. “Onu incittin” veya “kendine zarar verdin” gibi cümleleri kullanmak onlar için yaygındır, çünkü bu şekilde o davranışın zararlı bir şey olduğu için kabul edilemez olduğunu gösterirler.

Bu formül nesnelere bile uygulanır. Örneğin, bir çocuk bir oyuncağı kırmışsa, ebeveynin “onu incittin” deme ihtimali çok yüksektir. “Kırdın” demezler. Japonlar nesnenin işlevselliğine değil, katma değere vurgu yaparlar. Bu nedenle çocukların her durumda duyarlı olmaları için çok genç yaşta öğrendikleri, onları daha saygılı bir birey yapan şey budur.
Bu formül nesnelere bile uygulanır. Örneğin, bir çocuk bir oyuncağı kırmışsa, ebeveynin “onu incittin” deme ihtimali çok yüksektir. “Kırdın” demezler. Japonlar nesnenin işlevselliğine değil, katma değere vurgu yaparlar. Bu nedenle çocukların her durumda duyarlı olmaları için çok genç yaşta öğrendikleri, onları daha saygılı bir birey yapan şey budur.

En büyük sır: kaliteli zaman

Yukarıdaki unsurların hepsi çok önemlidir. Ancak hiçbiri, Japonlar’ın çocuklarıyla kaliteli zaman geçirme kavramı kadar önemli değildir. Çocuk yetiştirmeyi uzaktan yapılan bir şey olarak görmezler, bunun tam tersidir. Çocuklarıyla güçlü bağlar kurmak onlar için çok önemlidir.

Bir annenin üç yaşından önce çocuğunu kreşe veya anaokuluna göndermesi olağan değildir. Çocuklarını her yere taşıyan anneleri görmek daha yaygın bir şeydir. Daha geleneksel toplumlarda da görülen bu fiziksel temas, daha derin bağlar yaratır. Tenin yakınlığı aynı zamanda ruhun yakınlığı olur. Japon bir anne için, çocuklarıyla konuşmak çok önemlidir.

Aynı şey, babalar ve dedeler için de geçerlidir. Ailelerin konuşmak için bir araya gelmeleri çok yaygındır. Bir aile olarak yemek yemek ve hikayeler anlatmak en sık yapılan etkinliklerdir. Aile öyküleri tekrar tekrar anlatılır ve bununla birlikte, konuşulan şeylerin önemi ile birlikte bir kimlik ve aidiyet duygusu çocuğa geçirilir.

Bu yüzden Japon bir çocuğun öfke nöbetine kapılması çok nadir görülür. Onlar için karışıklık yaratmayan bir çevre ile çevrilidirler. Onlar, sevginin eksikliği hissetmezler. Dünyanın bir düzeni olduğunu ve her insanın bir yeri olduğunu algılamaktadırlar. Bu da onlara huzur verir, onları hassaslaştırır ve duygusal patlamaların gereksiz olduğunu anlamalarına yardımcı olur.

ÇEKİM YASASI NEDİR? YAŞAMIMIZDA KOLAYLIKLA NASIL UYGULAYABİLİRİZ?

İnsanoğlu; ağzından çıkan cümlelerin, beyninde çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp, tekrar onlara geri döndüğünü bilse, çok daha dikkatli olurdu.

Albert Einstein

Enerjiler düşüncelerimizi gerçeğe dönüştürür!!! HER AN yaydığımız bu enerji, tüm arzularımızı veya korkularımızı tezahür ettirme kabiliyetine SAHİBİZ!!! Evrene gönderilen enerjiler, kendisiyle aynı frekanstaki enerjiye çekilir, Bizim düşüncelerimizle aynı rezonansta olan düşünceyi bulur.
Düşüncelerimiz ve düşüncelerimizin yaydığı enerji ile evrene emirler yağdırırız. Bunun bizim isteyip istememizle ilgisi yoktur. Bu Enerjisel Yasa, yaşadığımız sürece işler.

Çekim yasasına göre düşünceleriniz gerçekleşmek zorundadır.

Yani özetle, neyi düşünür ya da neye odaklanırsanız, onu elde edersiniz.
Eğer bir durumdan, bir insandan, başınıza gelen bir olaydan hoşlanmıyor, sürekli yakınıyor veya yargılıyorsanız bu durumları hızla kendinize çekersiniz. Ya da olaylara pozitif yaklaşıyor, her durum karşısında pozitif bakış açınızı koruyabiliyorsanız, pozitif ve bizi mutlu eden durumları daha çok kendinize çekersiniz.

Yıllarca negatif düşüncenin ve egonun esiri olmuş bir insan için birden bire pozitif bakış açısı kazanmak kolay olmayabilir ama bazı uygulamalarla mümkün.
Bunlar Neler??? 1.Günlük konuşmalarımızı OLUMLU şekilde değiştirmekle başlamalıyız.
Özetlersek, bilinçaltımız –ME ve –MA olumsuzluk eklerini tanımaz.
Bu yüzden mesela;

Hastalanmak istemiyorum yerine,
Ben her zaman çok SAĞLIKLIYIM.

2.Yaşam enerjimizi yükseltmek. Her güne ayrı bir heyecan, mutluluk ve coşkuyla başlamak, içimizin kıpır kıpır olmasını sağlayabilmemiz gerekir. Eğer kendiniz yapmakta zorlanırsanız;
bunun için sizi kısıtlılıkta ve hüzünde tutan, neşeden işlemenize engel.olan ne varsa
@Accessbars & Bilinçaltı çalışması ile serbest bırakabiliriz.
Ayrıca KORKU’larımız da bizi kısıtlar.
Bu yüzden eğer bilinçaltımızda korkularımız varsa bunları; Accessbars araçları ve Nöro format çalışması ile serbest bırakmamız gerekir. Aksi takdirde yargısız olumlu bakış açısına sahip olmamız kolay olmayabilir.

Nurselay

Farkındalık Enerji Koçu

0530 066 77 52

MUTLULUK İÇİN 35 ADIM

1.Bol su için.
2. Kahvaltıda çok, öğle yemeğinde orta, akşam yemeğinde az yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok, fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. Hiç bir şeyi içinize atmayın.
5. İbadet ve dua için zaman ayırın.
6. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.Tefekkür edin.
7. Düzenli uyuyun.
8. Her gün 10-30 dakika yürüyüş yapın ve yürürken gülümseyin.
9. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların seyahatinin nasıl olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.
10. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi şu an için harcayın, nefes aldığınız her anın kıymetini bilin, keyfine varın.
11. Sadeliğin güzelliğini keşfedin.
12. Hayatı çok da ciddiye almayın. Fâni olduğunuzu unutmayın.
13. Kıymetli enerjinizi başkaları hakkında konuşarak boşa harcamayın.
14. Sû-i zandan kaçının.
15. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.
16. Geçmiş meseleleri unutun. Kişilerin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
17. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
18. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
19. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
20. Daha fazla gülümseyin ve pozitif olmaya çalışın.
21. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmasanız da, anlaşın.
22. Ailenizi sık arayın.
23. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin. Gülümseme, teşekkür, iltifat, yardım, destek, moral…
24. Herkesi her şey için affedin.
25. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
26. Her gün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız birine SELÂM verin.
27. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ile ilgilenmeyin.
28. Doğru olanı yapın, yanlışlarınız için de pişman olmayın. Ne oluyorsa ya da olmuyorsa, hayrımıza olduğu içindir!
29. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan her şeyden uzak durmaya çalışın.
30. ALLAH her şeyi iyileştirir, şu an fark etmesek de, yaşadığımız her şey iyiliğimiz içindir.
31. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir. Durumu kabullenin.
32. Nasıl hissederseniz hissedin, kalkın, giyinin ve ortaya çıkın. Kendinizi eve kapatmayın.
33. En iyisine henüz sıra gelmedi.
34. Sabah canlı olarak uyandığınız için ALLAH’ a şükredin.
35. Maneviyatınız daima mutluluğunuzdur. Hislerinizi önemseyin. İnanın, dua edin, gerekeni yapın ve gerisini ilahi akışa bırakın…

Farkındalık Enerji Koçu
NURSELAY

0530 066 77 62

BOŞANMIŞ BİR ERKEKTEN EVLİLİKLE İLGİLİ TAVSİYELER

Başlığı okuduğunuzda bu yazıda evlilikle ilgili negatif yargılar bulacağınızı düşünüyorsanız şaşıracaksınız çünkü bu yazı bir erkeğin 16 yıl süren evliliğinde yaşadığı farkındalıklar, gözlemler ve keşiflerinden yola çıkarak oluşturduğu muhteşem tespitlerle dayanıyor.

♡Kalbini koru…

Onun kalbini korumaya söz verdiğin gibi kendi kalbini de aynı hassasiyet ve uyanıklıkla koru.
“Ben bir ilişki uzmanı değilim. Ancak, bu hafta gerçekleşen boşanma, ardında keşke daha önce bilseydim dediğim bakış açıları bıraktı. Aşık olduğum kadını kaybettikten ve 16 yıl süren evlilikten sonra, keşke daha önce bilseydim dediğim tavsiyeler:

♡Evlendikten sonra da sevgili kalmaya devam et

Birbirinize kur yapmaktan asla vazgeçmeyin. Asla birbirinizi garanti olarak görmeyin. Birbirinize evlilik sözü verdiğinizde birbirinizin kalbini kendi kalbiniz gibi sahiplenip koruyacağınıza söz verdiniz. Bu, hayatınız boyunca size emanet edilecek en önemli ve en kutsal hazinedir. Siz birbirinizi seçtiniz. Bunu asla unutmayın ve ilişkiniz içinde asla tembellik yapmayın.

♡Kendi kalbini her zaman koru

Onun kalbini korumaya söz verdiğin gibi kendi kalbini de aynı hassasiyet ve uyanıklıkla koru. Kendini olduğun gibi çok sev, dünyayı tüm açıklığınla sev, ancak kalbinde her zaman sadece eşin için ayırdığın ve başka kimsenin giremeyeceği özel bir alan yarat. O alan, eşinin her zaman erişebileceği bir yer olsun ve sen de onu oraya davet et ve ondan başka kimsenin o alana girmesine izin verme.

♡Ona tekrar ve tekrar aşık ol

Sürekli değişeceksin. Sen evlendiğin günkü kişi değilsin artık ve bundan 5 yıl sonra da bugünkü sen olmayacaksın. Değişim sizi bulacak ve her değişimde yeniden birbirinizi seçmeniz gerekecek.

O seninle yaşamak zorunda değil bunu unutma. Eğer, birbirinizin kalbine özenli olmazsanız o kalbi bir başkası fethedebilir ve asla geri alamayabilirsin. Her zaman onun aşkını kazanmak için savaş, tıpkı evlenmeden önce yaptığın gibi.

♡Her zaman onun içindeki EN İYİ olanı gör

Onda her zaman sadece sevdiğin şeylere odaklan. Neye odaklanırsan yaşamında onu büyütürsün. Sadece hatalara odaklanırsan, gördüğün tek şey hatalar olacaktır. Aşka odaklanırsan, aşk tarafından fethedileceksin.

İlişkine aşktan başka bir şey göremeyeceğin şekilde odaklanırsan, dünyanın en muhteşem eşine sahip en şanslı insana dönüşürsün.

Senin mutluluğun tamamen senin sorumluluğunda ve sen iç mutluluğunu sağlayabildiğinde bu mutluluk ilişkine taşacak ve ilişkinde aşkı besleyip büyütecektir.
Onu değiştirmek veya iyileştirmek senin işin değil

Senin işin onun değişeceği yönünde bir beklenti içinde olmadan sadece onu sevmek. Eğer, değişirse dönüştüğü şeyi sev, bu istediğin yönde bir değişim olsa da olmasa da.

♡Kendi duygularının sorumluğu tamamen sana ait

Seni mutlu etmek eşinin görevi değil ve aynı şekilde seni mutsuz da edemez. Senin mutluluğun tamamen senin sorumluluğunda ve sen iç mutluluğunu sağlayabildiğinde bu mutluluk ilişkine taşacak ve ilişkinde aşkı besleyip büyütecektir.

♡Sinirlendiğin veya gerildiğinde asla eşini suçlama

Onu suçlama çünkü onun yaptığı tek şey sendeki canlı olan ve iyileşmek isteyen yanlarını tetiklemektir. Yaşadığın hisler tamamen sana ait. Bu hislere kapıldığında kendine biraz zaman tanı ve o anın içinde mevcut olmaya odaklan. İçine dön ve bak şu anda içinde neler oluyor? İyileşmek isteyen hangi yanın dikkat çekmeye çalışıyor?

Sen bu kadına veya adama çekildin çünkü iyileşmek isteyen tüm yanlarını tetikleyecek en muhteşem varlık o. O tetikleyecek ki iyileşebilesin.

Kendini iyileştirebildiğinde artık o konularda tetiklenmediğini göreceksin, öfkelenmeyeceksin ve hatta eskiden neden o konuya bu kadar tepki verdiğini bile anlamakta zorlanacaksın.

♡Onun kendisi olmasına izin ver

Üzgün veya mutsuz olduğunda onu iyileştirmek senin görevin değil. Bırak, acısını yaşasın. Senin yapman gereken onu dinlemek ve ona acısını yaşayabilecek güvenli ortamda olduğunu hissettirmek. Duygular, insanı fırtına gibi oradan oraya savurur. Sen onun fırtınası içinde güçlü ve yargısız kalabildiğinde, o senden aldığı güven ile kalbini açma cesareti bulacak.

O mutsuz olduğunda oradan kaçıp gitme. Güçlü bir şekilde onun yanında kal ve tüm duygusallığının ötesinde gerçekten ne söylediğini duymaya odaklan.

♡Saçmala

Kendini ciddiyete kurban etme. Gül ve güldür. Gülmek her şeyi kolaylaştırır.

♡Onun ruhunu besleyen şeyler yap

Onun kendini değerli ve harika hissettiği şeyleri keşfet. Sevildiğini hissettiği 10 şeyden bir liste oluştur. Bunları hatırla ve düzenli olarak yap.

♡Onunlayken tamamen orada mevcut ol

Ona sadece zamanını değil odağını, dikkatini ve ruhunu da ver. Onunla buluşmadan önce kafanı boşaltmak için ne gerekiyorsa onu yap ki onunla olduğun zamanlarda sadece onunla olabilesin.

♡Salakça şeyler yapma

Hepimiz hata yaparız. O da sen de elbet hata yapacaksınız ama çok büyük hatalar yapmamaya gayret göster ve hatalarından dersler çıkarmayı öğren. Mükemmel olmak zorunda değilsin, kimse mükemmel olamaz, ancak salaklık da yapma.

♡Onunla geçirdiğin zamanlar dışında da yaşam alanları yarat

Kendinizi yenilemek için ikinizin de birbirinizle geçirdiğiniz zamanlar dışında da yaşam alanları olsun. Kendinizi, ruhunuzu besleyecek yeni keşiflere çıkın. Bunu yapın ki yenilenin ve böylece ilişkiniz de sizin taze enerjiniz ile yenilensin, çiçeklensin.

♡Kırılgan ol

Korkularını ve duygularını ifade etmekte istekli ve hatalarını kabul etmekte hızlı ol.

♡Tamamen şeffaf ol

İlişkinde güven yaratmak istiyorsan, her şeyini paylaşmalısın. Özellikle de paylaşmak istemediklerini… Kalbini açmak ve tüm kalbinle sevmek cesaret ister. Öyle ki kalbine giren kişi gördüğünü beğenmeyecek bile olsa, kalbini sonuna kadar açmaktan çekinmemelisin. Ancak bu sayede eşin seni tamamen sevebilir; karanlığın ve ışığınla. Maskeni düşür. Eğer, maske takmakta ve mükemmel görünmekte ısrarcı olursan asla gerçek aşkı tecrübe edemezsin.

♡Onunla birlikte büyümekten asla vazgeçme

Tıpkı çalıştırmadığın bir kasın köreleceği gibi ilişkin de üzerinde çalışmazsan körelecektir. Birlikte çalışıp erişebileceğiniz ortak hedefleriniz ve hayalleriniz olsun.

♡Parayla ilgili kaygılı olma

Para bir oyundur. Takım halinde birlikte çalışıp kazanmanın yollarını bul. Takım arkadaşları kavga ederse asla hedefe ulaşamazsınız. Kazanmak için birbirinizin zayıf yanlarını nasıl kuvvetlendirebileceğinize odaklanın.

♡Hemen affet

Geçmişin yükünü taşımak yerine enerjini geleceği tasarlamaya odakla. Geçmişin seni esir etmesine izin verme. Geçmiş hatalara tutunmak sizi sürekli geri çekecek bir çapa gibidir. Affetmek özgürlüktür. Çapayı sökün ve her zaman aşkı seçin.

Evlilik tıpkı yaşam gibi inişli çıkışlıdır. Tüm döngüleri kucaklamak, birbirinizden öğrenmeyi öğrenmek ve tüm deneyimleri sevmek sizi güçlendirir.
Her zaman aşkı seç

Her şeyin sonunda aslında ihtiyacınız olan tek tavsiye bu. Eğer, tüm seçimlerinizde rehberiniz aşk olursa, hiçbir şey evliliğinizi tehdit edemez. Evlilik her gün mutluluk demek değildir, evlilik için çalışmalısınız. Evlilik, birlikte büyümek için verilmiş bir bağlılık sözüdür ve çalıştığınızda mutluluk peşi sıra gelir. Evlilik tıpkı yaşam gibi inişli çıkışlıdır. Tüm döngüleri kucaklamak, birbirinizden öğrenmeyi öğrenmek ve tüm deneyimleri sevmek sizi güçlendirir.

Bunlar uzun zaman içinde, büyük zorluklarla ve çok geç öğrendiğim dersler. Ancak, bu konularda kendimi geliştirmeye ve ilerlemeye kararlıyım. Gerçek şu ki ben evliliği sevdim ve bir gün tekrar evlenmek istiyorum. Ancak o gün geldiğinde güçlü fırtınalarda bile sarsılmayacak bir zeminim olsun istiyorum. Bugün onun için çalışıyorum.

Eğer bu yazdıklarımı okudunuz ve acımın içinde bilgelik bulduysanız, kalbi hala umutla dolu genç evlilere ve aşkı unutmuş olan çiftlere ulaşması için paylaşın.

Belki uzaklarda bir yerde benim yaşadıklarımı yaşayan ve çıkış yolu arayan birileri vardır ve bu yazı onlara rehber olur.”
(Alıntı)

Nurselay

Farkındalık Enerji Koçu
0530 066 77 52

5 DAKİKADA SADECE PARMAKLARINIZI KULLANARAK ENEEJİ SEVİYENİZİ YÜKSELTEBİLİRSİNİZ

 

 

Sadece Parmaklarınızı Kullanarak 5 Dakikada Yapacağınız Bu Egzersiz Enerji Seviyenizi Düzenleyecek

Jin Shin Jyutsu, vücudumuzda meydana gelen ve zamanla çeşitli hastalıklara sebep olan gerginlikleri salıverme sanatıdır. Vücudumuz hücrelerimizde dolaşan birçok enerji yolu içerir. Bu enerji yolları tıkandığında vücutta rahatsızlık veya ağrı oluşabilir.
Tıkanıklıklar sadece etkili oldukları bölgeyi bozmakla kalmaz, diğer tüm enerji yollarını da bozar. Jin Shin Jyutsu’da farkındalığımız canlanır. Yeni bulunan bu farkındalık vücudumuza hem fiziksel olarak, hem zihinsel olarak hem de ruhsal olarak ahenk ve denge katar.
Jin Shin Jyutsu’nun antik çağlardan iyileştirici bir uygulama olduğu bilinir. Japon iyileştirici ve filozof Master Jiro Murai, bu yöntemi 20.yüzyılın başlarında tekrar keşfetmiştir. Jin Shin Jyutsu’yu uygulayan kişi her iki elini de kullanır. Bu eller bağlantı kablosu olarak adlandırılır. Uygulayıcısı için çok az efor gerektiren basit bir süreçtir.
Parmaklarımızdan geçen birçok enerji yolu vardır. Parmaklarımızdan vücudumuza yeni bir enerji akışı ahengi getirebiliriz. Örneğin yalnızca sağ veya sol elinizle karşıdaki kişinin baş parmağını tutar ve hafifçe basınç uygularsanız, bu, karşınızdaki kişinin hemen rahatlamasını sağlayacaktır.Aşağıdaki talimatlar sayesinde bu uygulama hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz:
• Endişeyi ve depresyonu yok etmek için elinizle baş parmağınızı birkaç dakikalığına tutun. Bunu yapmak ayrıca sindirim ve strese de iyi gelir.

• Korkuyu ve özeleştiriyi yok etmek için işaret parmağınızı tutun. Bunu yapmak ayrıca çenenize, dişlerinize, diş etlerinize ve sırt ağrılarınıza da iyi gelecektir.

• Öfkeyi ve asabiliği yok etmek için orta parmağınızı tutun. Bu aynı zamanda yorgunluğa, görme kabiliyetinize, baş ağrısına ve kararsızlığa da iyi gelecektir.

• Mutsuzluk ve kederi yok etmek için yüzük parmağınızı tutun. Orta parmağı tutmak kulaktaki çınlamaya, cilt problemlerine, aşırı balgama ve negatif tutumlara da iyi gelecektir.

• Endişeyi yok etmek için serçe parmağınızı tutun. Serçe parmağı tutmak şişkinliğe ve kalbe de iyi gelir.

Jin Shin Jyutsu yapmanın genel faydalarından bazıları şunlardır:
– Ağrıları giderir.
– Rahatlatır.
– Uykunuzu düzene sokar.
– Endişeyi azaltır.
– Stresi azaltır.
– Kan dolaşımını hızlandırır.
– Konsantrasyonu arttırır.
– Bağışıklık sistemini güçlendirir.
– Vücudun yenileme görevini arttırır.
– Detoks etkisi yaratır.

Daha sağlıklı bir hayat yaşayabilmek için bu basit egzersizleri günlük olarak yapmanızı şiddetle tavsiye ederiz.

ÖĞRENİRKEN SAĞ, HATIRLARKEN SOL YUMRUĞUNUZU SIKIN

Bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu.
Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı.
50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü.
Araştırmacılar, yumruk sıkmanın beyinde hafıza ile ilgili bazı özel bölgeleri harekete geçirdiğine inanıyor.
New Jersey’deki Montclair Üniversitesi’nden Ruth Propper’a göre bu araştırma, bazı basit vücut hareketlerinin beynin işleyişini geçici olarak değiştirip hafızayı geliştirebileceğini gösterdi.
Dr. Propper BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir şey öğrenmeden hemen önce sağ yumruğun, hatırlamaya çalışırken de sol yumruğun sıkılması hafızayı geliştiriyor.” dedi.
Daha önceki araştırmalarda, sağ yumruğun sıkılması ile beynin sol yarısının, sol elin sıkılması ile de sağ yarısının harekete geçtiği gözlenmişti.
Bu eylemin duygularla bağlantısı kurulmuş, örneğin sağ yumruğun mutluluk ve öfke ile, sol yumruğun ise üzüntü ve endişe ile bağlantısına dikkat çekilmişti.
Hafıza ile ilgili süreçlerde beynin iki yarısının da kullanıldığı, sol yarısının hafıza kaydında, sağ yarısının ise hatırlamada etkili olduğu düşünülüyor.
Yapılacak yeni araştırmalarla yumruk sıkmanın sözel ya da uzamsal, kelimelerin yanı sıra resim ve yerlerin de hatırlanması ile ilgili diğer zihinsel işlevleri de etkileyip etkilemediği incelenecek.
Ancak araştırma sonuçlarını kesin bir dille ifade etmek için daha fazla konu üzerinde daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.
Londra Üniversitesi Bilişsel Sinirbilim Enstitüsü’nden Profesör Neil Burgess, hafıza üzerindeki özel etkinin kesin olarak belirtilmesi için daha geniş bir araştırma gerektiğini, örneğin taram yoluyla beynin sol ve sağ yarısına kan akışının incelenmesi gerektiğini ifade etti.
İŞTE DENEY:
*Sağ elini kullanan 50 öğrenciye ezberlemeleri için bir kelime listesi verildi.
*Öğrenciler beş gruba ayrıldı.
*Bir grup, ezbere başlamadan önce 90 saniye sağ yumruğunu, kelimeleri hatırlamadan önce de 90 saniye sol yumruğunu sıktı.
*İkinci grup ise aynı deneyi sol yumruğu sıkarak yaptı.
*Diğer iki grup ise ezberden önce istedikleri yumruklarını, hatırlamadan önce de diğer yumruklarını sıktı.
*Son gruptakiler ise yumruk sıkmadı.
*Listeyi ezberlemeden önce sağ yumruğunu, hatırlamadan önce de sol yumruğunu sıkan grubun performansının diğer gruplardan daha iyi olduğu gözlendi.
*Bu grup, hiçbir yumruğunu sıkmayan gruptan da daha iyi performans sergiledi; ancak aradaki farkın istatistik bakımından kayda değer olmadığı belirtiliyor.
Araştırma PLOS ONE dergisinde yayımlandı.
Bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu.

 

Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı.

 

50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü.

 

Araştırmacılar, yumruk sıkmanın beyinde hafıza ile ilgili bazı özel bölgeleri harekete geçirdiğine inanıyor.

 

New Jersey’deki Montclair Üniversitesi’nden Ruth Propper’a göre bu araştırma, bazı basit vücut hareketlerinin beynin işleyişini geçici olarak değiştirip hafızayı geliştirebileceğini gösterdi.

 

Dr. Propper BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir şey öğrenmeden hemen önce sağ yumruğun, hatırlamaya çalışırken de sol yumruğun sıkılması hafızayı geliştiriyor.” dedi.

 

Daha önceki araştırmalarda, sağ yumruğun sıkılması ile beynin sol yarısının, sol elin sıkılması ile de sağ yarısının harekete geçtiği gözlenmişti.

 

 

Bu eylemin duygularla bağlantısı kurulmuş, örneğin sağ yumruğun mutluluk ve öfke ile, sol yumruğun ise üzüntü ve endişe ile bağlantısına dikkat çekilmişti.

 

Hafıza ile ilgili süreçlerde beynin iki yarısının da kullanıldığı, sol yarısının hafıza kaydında, sağ yarısının ise hatırlamada etkili olduğu düşünülüyor.

 

Yapılacak yeni araştırmalarla yumruk sıkmanın sözel ya da uzamsal, kelimelerin yanı sıra resim ve yerlerin de hatırlanması ile ilgili diğer zihinsel işlevleri de etkileyip etkilemediği incelenecek.

 

Ancak araştırma sonuçlarını kesin bir dille ifade etmek için daha fazla konu üzerinde daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.

 

Londra Üniversitesi Bilişsel Sinirbilim Enstitüsü’nden Profesör Neil Burgess, hafıza üzerindeki özel etkinin kesin olarak belirtilmesi için daha geniş bir araştırma gerektiğini, örneğin taram yoluyla beynin sol ve sağ yarısına kan akışının incelenmesi gerektiğini ifade etti.

 

İŞTE DENEY:
*Sağ elini kullanan 50 öğrenciye ezberlemeleri için bir kelime listesi verildi.
*Öğrenciler beş gruba ayrıldı.
*Bir grup, ezbere başlamadan önce 90 saniye sağ yumruğunu, kelimeleri hatırlamadan önce de 90 saniye sol yumruğunu sıktı.
*İkinci grup ise aynı deneyi sol yumruğu sıkarak yaptı.
*Diğer iki grup ise ezberden önce istedikleri yumruklarını, hatırlamadan önce de diğer yumruklarını sıktı.
*Son gruptakiler ise yumruk sıkmadı.
*Listeyi ezberlemeden önce sağ yumruğunu, hatırlamadan önce de sol yumruğunu sıkan grubun performansının diğer gruplardan daha iyi olduğu gözlendi.
*Bu grup, hiçbir yumruğunu sıkmayan gruptan da daha iyi performans sergiledi; ancak aradaki farkın istatistik bakımından kayda değer olmadığı belirtiliyor.

 

Araştırma PLOS ONE dergisinde yayımlandı.

MUTLU İNSANIN ÖZELLİKLERİ

 

 

1-Bu insanlar,yaşamın her yönünü severler,şikayet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.
2-Bağımsızlıklarına çok düşkündürler.Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen ilişkilerinde bağımsız olmaya özen gösterirler.
3-Sevgi anlayışları,sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.
4-Onay aramak gereksinimleri yoktur.Övgü ve ödül talep etmezler.
5-Çok acık ve dürüst konuşurlar,çünkü vermek istedikleri mesajları,başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.
6-Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.
7-Kendilerini şikayet etmeden kabullenirler.Fiziksel benliklerini,sahteliklerle gizlemezler.
9-Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.
10-Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.
11-Hastalık hastası değildirler.
12-Dürüsttürler,asla yalan söylemezler,olayları çarpıtmazlar.
13-İnsanlar hakkında konuşmaz,insanlarla konusurlar.
14-Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır.Enerjileri dogaüstü değildir,yanlızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.
15-Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler.Hep araştırır,yaşamlarının her anını kavramak isterler.Her insan,her varlık ve her olay daha çok öğrenmek için bir fırsattır.
16-Başarısız olmaktan korkmazlar,hatta onu sevincle kabul ederler.
17-En önemlisi bu insanlar “KENDİLERİNİ SEVERLER.”Kendilerine acımak,kendilerini redetmek,kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur.Elbette sorunları vardır,ama sorunlar onları düşürse bile tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.
18-Onlar için her gün mükemmeldir.
Dr.WAYNE W.DYER

STRESLE NASIL BAŞ EDİLİR?

 

Stres bizi kısıtlılıkta tutan olduğumuz asıl muhteşem varlığın yok edildiği AN’lardır. Stres bu realitede bizi içine alarak sihrimizi ve enerjimizi yok etmeye çalışan nedenlerle dolu değil mi? Nasıl eveeett diyen sesleri duyuyorum… Fakat aslında bu realitenin asıl neşeden işlediğini ve stresi aslında bizim zihnimizde yarattığınızı bilseniz, bu yaşamınızı neye benzetirdi?   Hep kolayı seçmek vicdanı rahatlatır ve hep bahanelerle kendi gerçek gücünüz görmeyi istemeyerek, farkındalığınızı sınırlayarak bahanelerin arkasına sığınılır? Stres diye yarattığınız durumlar yaratıcı bir KAOS ise, bunu bilmeye, görmeye, alıp kabul etmeye gönüllü olur musunuz? Stresli Hissettiğiniz anlarda hücreleriniz sizi ele geçirmeye başlayarak hızlı bir şekilde sizi ele geçirmeye çalışır burda bilinçli  zihinden işleseniz ve sahip olduğunuz sihrinizi ve sonsuz olasılıklarınızı kullanırsanız sahip  olduğunuz neşeye geri dönersiniz…

Farkındalık Ve Enerji Koçu

Nurselay

0530 066 77 52

 

 

1.https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2018277231753506&id=1688646638049902